
Bekliyorum...
Neyi ya da kimi beklediğimi ve neden hâlâ beklemeye devam ettiğimi bilmek isterdim ama bu kadar bilinmezlik içinde bildiğim tek şey, beklediğim...
Araplar “Cehennem azabından daha yakıcı bir şey varsa, o da beklemektir.” diye pek karamsar tanımlamışlar, beklemeyi...
Beklemek eylemi, o kadar yaşamın içinde hatta yaşamın ta kendisi ki, bu zamana kadar birçok yazara, şaire ilham olmuş.
Mesela; Aziz Nesin der ki; “Yaşamın en zor yanı, beklemek... Hiçbirimiz beklemedik doğmayı... Doğduğumuzdan beri beklediğimiz, ölmek...”
Ve Cemal Süreya’nın ‘İki Kalp’ adlı şiirinde beklemeyi hücrelerimize kadar tekrar yaşıyoruz.
“Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde gösterisi zamanın,
Çok erken gelmişim,
Seni bulamıyorum...”
Günümüzde her şeyi bekler olduk. Hatta beklemeyi daha konforlu hale getirmek için kendimize kuş tüyü bekleme koltuk takımları bile yaptık.
Megafondan yankılanan o müstesna sesi de “Sağda bekleme yapma... Devam et...!” duymasak, hiçbir kuvvet bizi standby modundan çıkartamayacak.
Zengin olmayı beklemek, sınav sonucunu beklemek, işte terfi beklemek, telefonun çalmasını beklemek, Godot’yu beklemek, otobüs banka tuvalet gibi çeşitli kuyruklarda beklemek, tıkanmış trafikte beklemek, bebek beklemek, uzaylıların gelmesini beklemek, ada sahillerinde beklemek...vb.
Biz bir taraftan beklemeye devam edelim, 2010 da yaşanmak için bizi bekliyor.
Geçen yılları düşününce, aklıma 2000 yılına girişimiz geldi.
2000… Düşünsene; 1900’ler bitmiş, yeni bir yüzyıl… O gün bilgisayarların çöküp, bütün uçakların düşeceği söyleniyordu. “Dünyanın sonu geldi!” dediler. Zaten kendimi bildim bileli en çok duyduğum laf, “Dünyanın sonu geldi, geliyor, gelmek üzere!” olmuştur.
Görüş menzilinizden meteor yerine, hiç istifini bozmadan sallana sallana bir kelaynak geçtiğinde, anlarsınız.
Evet, giden gider, gelen de gelir... Ama dünya hep bildiğin gibi devam eder ve sonunu getirmek hiç de o kadar kolay değildir.
Dünya güneş çevresinde dolandı diye yapmadık şaklabanlık bırakmayan insanoğlu için yeni yılı beklemek, yeni başlangıçları birlikte getireceğine inanıldığı için en keyifli bekleme halidir. Hediyeler, kartlar, kırmızı iç çamaşırları, etrafta koşuşan hindiler, süslenen çam ağaçları, bereket için parçalanan narlar, 1. Çinko, 2. Çinko ve tombalaaaa....
Yeni yıl deyince, bir sürü aksiliklerin birbirini takip ettiği ama hep mutlu sonla biten yeni yıl filmlerini de anmadan geçmek olmaz. Hepsi birbirine benzese de, biri var ki ne zaman izlesem kahve falı baktırmış gibi kendimi iyi hissederim. İki vakte kadar kısmet etkisi yapan bu filmin adı “Sen Uyurken-While You Were Sleeping”.
Noel’de bile yapacak bir şeyi ve birlikte olacak kimsesi olmayan Sandra Bullock’un hiç beklemediği bir anda hayatının nasıl değiştiğini izlerken, insanın kendini kadere teslim edesi geliyor.
Teslim edeceğim de ne olacak demeyin. Beklenmeyen sürprizleri beklemek gibisi yok, bu hayatta…
Bülent Ortaçgil beklemenin çok güçlü iki kardeşi var demiş. Biri ümit etmek, diğeri ise ertelemek... Ben bu kardeşlerden ümit etmeyi seviyorum.
Biliyorum ki, ümit olduğu sürece her yeni yıl akşamı gökyüzüne binlerce dilek yayılmaya devam edecek... Ve ben de tıpkı bu yıl olduğu gibi dileklerimi dileyeceğim.
Sonrasında ise yapılacak tek bir şey var. Beklemek…
Bekliyorum... Bekliyorsun… Bekliyor…
Bu yıl mutlaka dileklerim gerçekleşecek ve gerçekleştiğinde elimde umutla beklemeye devam edeceğim yeni dileklerim olacak.

