29 Ağustos 2010 Pazar

Şimdi Oy Kullanma Zamanı


İnsanoğlu dediğin düşünebilen canlı, trilyonlarca hücreden oluşmuştur. Hücreler dokuları, dokular organları, organlar sistemleri ve sistemler insanı meydana getirir. Her hücre, vücutta elzemdir ve mutlaka bir işe yarar. Ama bazı hücreler var ki, kontrolünü kaybedip farklılaşarak kanserli dokulara dönüşebilir. Bu dokular önce organları istila eder ve zamanla tüm vücuda yayılarak, hem kendilerini hem de insanı öldürürler.
İnsanlar da, hücreler gibi...!
Dünyayı anlamlandıran insanı sağlıklı bir hücreye benzetirsek, varoluş nedenini bilmeyen bir insanı ölü ya da kanserli bir hücreye benzetebiliriz. Ölüdür çünkü hiçbir tepki vermeden öylece olanı biteni seyreder. Hastadır çünkü ‘anlamı’ kendi gibi hasta hücrelerde bulmuştur. Bulduğu anlamın, tüm canlıyı yok oluşa sürükleyebilecek tehlikeli bir güç olduğunun farkına varamaz, bir türlü... İşte bu gücün arkasına korkak gibi saklanmak, sağlıklı hücreyi hasta ettiği gibi insanı da doğduğuna pişman eder…! Çünkü arkasına saklanılacak bir güç yoktur, ortada… Gücün ‘sen’ olduğunu, sana unutturtanlara kim olduğunu gösterebilmektir, asıl maharet…
Bunu anlamak için geçmişle yüzleşmeliyiz…
Tarih boyunca üzerimizde deneyler yapıla yapıla ne yazık ki; kobay geldik, kobay gidiyoruz...
Neler yapmadılar ki…! Bazen bizi saldırganlaştırıp, birbirimize düşürdüler… Bazen de bizlerden; düşünmeyen, araştırmayan, okumayan, sadece dayatılanla yetinen vurdumduymazlar yaptılar… Ama ısrarla, ısrarla bize koyun gibi davranmanın en doğrusu olduğu gösterildi… Çünkü sözde diğer koyunlarla beraber güvende olacaktık… Bizim için bir grubun arkasına sığınmak, hem korkularımızla baş etmemizi sağladı hem de yapamayacaklarımızı yapar durumu getirdiği için egomuzu tatmin etti… Ama geçiciydi…!
‘Sen çölde bir kum tanesi, okyanusta bir damlasın…’ diye tekrarlayıp durdular, habire…
Bilmezler ki, bütün haşmetiyle yeryüzünü kaplayan okyanus, damlalardan ibarettir…
Ya da bir kum tanesi olmasa, sonra diğeri, sonra bir diğeri…!
Nasıl oluşurdu, hepimize hayat veren toprak?
Öyleyse şimdiye kadar küçümsenmiş, aşağılanmış ‘ben sen o’ kendimize dönüp bir kez daha bakmalıyız. Orada varlığımızla şekillenen bir dünya bulabiliriz belki… Ya da arkasına sığındığımız güçlerden daha büyük bir güç…!
Gelelim sadede… Biliyorsunuz, referandum yaklaştı… Televizyonda gazetede eş dost sohbetinde; aynı haberler, aynı yüzler, aynı sözler dönüp duruyor...! Bu kadar gürültü içinde ben sana seslenmek istiyorum…
Ne yapacağını bilmeyen ve bilmek istemeyen sana…
Aman bana ne, ülkeyi benim oyum mu kurtaracak diyen sana…
Ben bilmem, beyim bilir, babam bilir, anam bilir deyip, kimin neyi bilip bilmediğini sorgulamadan oyunu vermeyi düşünen sana…
Yediği, yedirildiği yere ihanet etmek istemeyen, sınırsızca yemeğe devam etmek isteyen sana…
Ben köyde bir ailenin 6. çocuğu Ayşe’ye seslenmek istiyorum…
Bir adamın ikinci karısı, Fatma’nın kuması Emine’ye…
Emekliliğini bekleyen Ahmet’e…
İşsiz Ali’ye…
İşçi Veli’ye…
Üniversite öğrencisi Ebru’ya…
Baba parası yiyen Murat’a…
Müdür Dilara’ya…
Çoban Murtaza’ya…
Ben sadece ‘sana’ seslenmek istiyorum… Bu yazıyı okuyan sana…
Gelin, bu sefer üzerimize çökmüş bahisçileri yanıltalım… Alışkanlıklarımızın, konu komşunun, medyanın homurdanmalarını duymadan, içimizden gelen sese kulak verelim… Bizden bekleneni yapmayıp, seçimlerde oyumuzu kullanalım… Çünkü eğer biz seçmezsek, bizim yerimize birileri seçecek… Ve o birileri, çok uzak diyarlardan müdahale edecek, hayatımıza…
Oyunuzu kullanmadan önce, Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini bir kez daha okuyun derim… Eğer okursanız geleceği tüm çıplaklığıyla gören bu dehanın sözlerinden çok şey çıkarabilirsiniz. Bizi pasifleştirmeye çalışan dahilî ve harici bedhahların hâlâ var olduğunu görebilmek gibi…!
Bir oy neyi değiştirir diye hâlâ soruyorsan eğer… Bil ki, her şeyi değiştirebilir…! Tıpkı bir hücrenin insanı, bir insanın dünyayı değiştirebileceği gibi…
Farz edelim oy verdim, neyi seçeceğim, kötünün iyisini mi diye soruyorsan da… Sana cevabım ‘Sorma…!’ olacak… Çünkü sorduğun sürece yerinde sayacaksın…
Unutma ki; koşmak istiyorsan ama koşamıyorsan, şimdi bir adım atmadığın sürece hiçbir zaman koşamayacaksın demektir…
İşte bu yüzden şimdi oy kullanma zamanı… Senin, benim, onun için…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder